3 Şubat 2008 Pazar

Murat Vargı'nın yapamadığını bir muhasebeci yaptı




Reklamcı Ali Taran ile işadamı Murat Vargı'nın yapamadığını bir muhasebeci yaptı
02 Şubat 2008 Cumartesi 09:56

İsmail Yanmaz'ın haberi

Reklamcı Ali Taran ile işadamı Murat Vargı'ya ait On Organizasyon şirketinin muhasebeciliğini yaparken şirketi bedelsiz devralan Ekrem Karabektaş, yıllar sonra dünya devi Röder'le ortak oldu. Karabektaş, şimdi de ortağının Çin'de planladığı 10 milyon euroluk çadır yatırımını Türkiye'ye çevirdi.

Reklamcı Ali Taran'la işadamı Murat Vargı'nın, organizasyonların yapıldığı şişme çadırları üretmek amacıyla kurduğu ancak başarılı olamadığı için bedelsiz devrettiği On Organizasyon'u alan şirketin muhasebecisi Ekrem Karabektaş, bugün bir dünya deviyle ortak. Ortaklığı kendisinin teklif ettiği Alman Röder'in Çin'de yapmayı planladığı çadır üretim tesisi yatırımının yönünü Türkiye'ye çevirten Karabektaş, Düzce'deki 10 milyon euroya mal olan yeni tesisi yakında hizmete açacak.

Ekrem Karabektaş'ın ilginç girişimcilik öyküsü 1980'lerde başlıyor. Taran ve Vargı, o yıl Türkiye'de bir ilki gerçekleştirerek büyük organizasyonlarda kullanılan şişme çadırları üretmek üzere bir şirket kuruyor. On Organizasyon adı verilen şirket, sektör henüz gelişmediği ve Türkiye'de büyük organizasyonların sayısının az olması yüzünden başarısız oluyor. Vargı, hissesini devrederek ortaklıktan ayrılırken Taran da hayal kırıklığına uğradığı bu sektörden çıkmak istiyor.

Bunun üzerine şirketin muhasebecisi Ekrem Karabektaş'la mimarı Fatih Başar, şirketi devralmak istiyor. Bu isteği olumlu karşılayan Taran, hisselerini devrederek ayrılıyor ve reklamcılık sektörünü seçiyor. 300 metrekarelik atölyede, küçük çaplı imalatla işe başlayan iki yeni ortak da ilk yıllarda başarılı olamıyor. Karabektaş, o dönemleri, "Türkiye'de o yıllarda şişme çadır teknolojisi bilinmiyordu. Topçular'daki 300 metrekarelik atölyede küçük çaplı işlerin imalatı yapılıyordu. Zaten böyle büyük çadırlara talep oluşturacak ekonomik faaliyetler de yeterli değildi" diye anlatıyor.

1998'e kadar direnen ortaklar sonunda Bauhaus'un Almanya'daki 26 mağazasının üstünü kapatmak üzere 1 milyon marklık iş alınca, önemli bir sıçrama yapıyor. Bu dönemde ihtiyaç duydukları krediyi ise Türkiye'den değil Almanya'dan rahatlıkla buluyorlar. 2000 yılı iki ortağın ayrılığını getiriyor ve Fatih Başar'la Karabektaş'ın yolları ayrılıyor.

Karabektaş'ın yeni ortağı Tüyap'ın sahibi olan Bülent Ünal oluyor. 1999 yılında Recon AŞ'yi kuran iki ortak 2004'te Atina Olimpiyatları'nda 5 önemli proje gerçekleştiriyor. Türkmenistan'da da önemli işler yapıyor.

Milan-Liverpool maçı gözlerini açtı
Bir süre sonra Ünal'la da ayrılan Karabektaş, yoluna tek başına devam ederken global gerçeklerle karşılaşıyor. 25 Mayıs 2005'teki İstanbul'da Milan ile Liverpool arasında yapılan Avrupa Şampiyonlar Ligi finalinin organizasyonunda UEFA'nın VIP konuklaravereceği davet için kurduracağı 13 bin metrekarelik çadır inşaatından Türkiye'deki firmaların haberi bile olmuyor. Küçük firmaların bu tür işler yapmasının imkânsızlığını gören Karabektaş, bu gelişmeyi de şöyle anlatıyor:

"Olimpiyat Stadı'na 500 metre mesafede tesisimiz olmasına karşın, UEFA'nın çadırını Almanya'dan gelen Röder kurup gitti. Şaşkınlıkla bakakaldım. Bu olay benim gözümü açtı. Böyle burnumuzun dibinde iş aldıklarına göre bir süre sonra yerli piyasayı da ele geçirirler diye düşündüm. Bunun çözüm yolunu bulmam lazım diyerek Almanya'ya gidip Röder'e ortaklık teklif ettim. Birilerinin bizi yutmasını beklemek yerine, gidip ortaklık teklif ederek birlikte yapmaya karar verdik. Onlara birlikte yatırım yapmayı önerdik, kabul ettiler."



Çin'e gidecek yatırımı Düzce'ye kaydırdı
Karabektaş'ın girişimciliği sayesinde 2006'da yüzde 60 Röder'e, yüzde 40 Ekrem Karabektaş'a ait olmak üzere Röder Türkiye Yapı Sistemleri AŞ adında yeni bir şirket kuruluyor. Röder, Karabektaş'ın önerisiyle Çin'de yapmayı planladığı yatırımı Türkiye'ye kaydırıyor. 2007'de Düzce'de 40 bin metrekare alanda 10 bin metrekare kapalı alan tesis kurulurken toplam 10 milyon euro yatırım yapılıyor.

Tesisin 2008 sonunda hizmete girmesi beklenirken şirket bu arada üretim başlayana kadar, kiralama işi yapıyor. Şu anda 70 bin metrekare çadır kiralanmış durumda. Yunanistan, Rusya, Türkmenistan gibi ülkelerde çadırlar kurulu durumda. Şirket yılda 250 bin metrekare civarında çadır kiralaması yapıyor. 2008'de 5 milyon euroluk 300 bin metrekare ihracat da hedefleniyor.
Reklamcı Ali Taran ile işadamı Murat Vargı'ya ait On Organizasyon şirketinin muhasebeciliğini yaparken şirketi bedelsiz devralan Ekrem Karabektaş, yıl...

Referans

2 milyar dolara kışla satıldı


İngiltere'nin başkenti Londra'daki dünyaca ünlü Chelsea askerî kışlasını 2 milyar dolara satıldı.

03 Şubat 2008 Pazar 11:07
Katar, İngiltere'nin başkenti Londra'daki dünyaca ünlü Chelsea askerî kışlasını 2 milyar dolara satın aldı. Diar Emlak tarafından alınan kışlaya 8 milyar dolarlık yatırım yapılarak, İngiltere'nin en lüks apartmanları inşa edilecek.

Uzmanlar, Londra'nın tarihinin en büyük gayrimenkul satışına sahne olduğunu belirtiyor. Petrolden geçen yıl 400 milyar dolardan fazla gelir elde eden Körfez ülkeleri, bu paralarla bir yandan suni adalar, dev gökdelenler, limanlar ve havaalanları inşa ederken, bir yandan da dünyanın dört bir yanında büyük emlak yatırımları yapıyor.

Kişi başına 70 bin dolarlık milli gelirle dünyanın en zengin ülkeleri arasında yer alan Katar, Dubai gibi dünyada ses getirecek yatırımlara yönelmeye başladı. Londra'daki ünlü askerî kışlayı alan Katarlı Diar Emlak, İngiliz CPC grupla birlikte 750 lüks daire inşa edecek.

Bölgenin etrafı koru ve parklarla çevrilecek. Diar Emlak'ın Genel Müdürü Nasır El Ensari, Chelsea Kışlası'nın Avrupa'daki ilk yatırımları olduğunu, başka yatırımlar da düşündüklerini açıkladı. 2014 yılında bitirilmesi hedeflenen projenin, halen Londra'nın dünyaca ünlü Myfair ve Belgravia konutlarını geride bırakacağı belirtiliyor. İngiltere Savunma Bakanlığı kışlayı iki yıl önce 600 milyon dolara satılığa çıkarmıştı.

Cumali Önal/Cihan

Telefonda 45 milyar dolarlık teklif



Dünyanın ikinci büyük arama motoru Yahoo, Microsoft'tan gelen 44.6 milyar dolarlık evlilik teklifini telefonda aldı.
03 Şubat 2008 Pazar 11:17
Yahoo'nun Yönetim Kurulu toplantısı sırasında patron Jerry Yang'ın sekreterinin telaşla uzattığı telefonun ucunda Microsoft'un CEO'su Steven Ballmer vardı. Ballmer'dan gelen bu teklif toplantı bitti umuduyla binayı boşaltmaya hazırlanan yönetim kurulu üyelerini şoka soktu.

NE DEĞİŞECEK

Stanford mezunu iki öğrenci iken Jerry Yang ve David Filo tarafından kurulan Yahoo, Google'ın egemenliği ele geçirmesine kadar internetin en fazla kullanılan arama motoruydu. MSN'in sahibi Microsoft da Yahoo da Google'un giderek arayı açan liderliğini ele geçirebilmek için birbirleriyle yarışıyordu. Ancak, bu savaşta bir türlü başarı olamadılar.

Analistler şimdi birleşmenin gerçekleşmesi durumunda nelerin yaşanacağı konusunda ikiye bölünmüş durumda. Bir kısmı "Google'a karşı tek tabanca rekabet imkansız. Şimdi şansları daha fazla olablir" yorumları yapıyor. Bazıları da Google'ın hiçbir birleşmeden sarsılmayacağını savunuyor.

ETKİ KAÇINILMAZ

Analistler bu değişimin, milyonlarca kullanıcıyı etkilemesinin kaçınılmaz olacağına dikkat çekiyor. İki devin biraraya gelmesi ile, web ve bilgisayar dünyasının daha iyi işlev kazanmasının yanı sıra, cep telefonları, televizyonlar, otomobiller ve diğer cihazların internete bağlanmasında yeni adımların önünün açılacağına dikkat çekiliyor.

Analistler "Yahoo gibi tercih edilir arama adresi olmak artık yetmeyecek. Bloglar, video siteleri ve kullanıcıların yarattığı siteler interneti çok daha geniş hale getiriyor" diyor.

'Yahoo sadece başlangıç, 2008 tekno-birleşme dönemi olacak'



Mıcrosoft'un Yahoo'yu satın almak için 44.6 milyar dolar teklif etmesi ile teknoloji sektöründe yeni bir heyecan yarattı. Yüksek teknolojik ürünlerin gelişitirildiği ve üretildiği yer olarak adlandırılan Silikon Vadisi'nde bu haber sevinçle karşılanırken, uzmanlar bu şirket evliliğinin Google'ın sektörde bir tekelleşmeye doğru gitmesinin önünü keseceğini söyledi. Teknolji hisselerinin son 10 yılın en düşük seviyelerinde olduğuna dikkat çeken piyasa analistleri, önümüzdeki dönem yeni satın alma ve birleşmelerin kaçınılmaz olduğunu belirtti. Uzmanlara göre, ABD'nin en büyük internet servis sağlayıcısı AT&T'nin de sektörde yeni hamleler yapabileceğini bildirdi.

Laptop mutfaktan mı, yoksa gardıroptan mı pay çalıyor?

AMPD Perakende Endeksi, artık hangi kampanya, hangi kategoriden ne kadar pay çalıyor gibi harcamalar içindeki kırılma noktalarını da ortaya koyacak.
Alışveriş Merkezleri ve Perakendeciler Derneği (AMPD), 2007 yılında ilk kez sektöre ilişkin bir endeks yayınlamaya başladı. AMPD'nin Nielsen verileriyle yayınladığı bu endekste, perakende harcamalarının aylar içinde nasıl değiştiği, toplam alışveriş alanı, cirolar ve sektördeki istihdama yönelik veriler var.
Ama Nielsen'nin yeni Genel Müdürü Candan Schabio'ya göre bu araştırma henüz bebek ve 2008'de 'piyasanın da izniyle' inşallah büyüyecek. 'Piyasanın izniyle' diyoruz çünkü mağazalar verileri paylaşmaya izin verdiği ölçüde bu endeks gerçeği yansıtabiliyor. Neyse bu, işin bir başka boyutu. Ama asıl önemlisi şu, bu araştırma büyürken, toplam perakende harcamaları içindeki kırılmalar da ortaya çıkacak. Yani toplam perakende harcamaları içinde tekstilin, gıdanın, kişisel bakım ve de elektroniğin payı ortaya konacak. Bu ne işe mi yarayacak? Bir kategorinin rakibinin bambaşka bir kategori olabildiği anlaşılacak. Yani bütün elektronik zincirlerinin laptop'ta kampanya yaptığı dönemde eğer tekstil harcamaları düşüyorsa, hazır giyimciler birbirleriyle uğraşmayı bırakıp, belki de laptop aksesuarları üretmeye bakacak... Ya da market harcamaları içinde lüks kategorilerin payı düştüyse, gıdacılar bilecek ki o ay ailenin bütçesinden önemli bir pay laptop taksidine gidecek.

Esen Evran - Sabah

Akıl oyunu, 10 milyon potansiyel müşteri yarattı

27 Ocak-2 Şubat tarihleri arasında Türkiye Yaş Grupları Satranç Şampiyonası için Antalya'daydım. Türkiye'nin hemen hemen tüm illerinden bin 200 çocuk, bir hafta boyunca sokakta top oynamak, evde çizgi film seyretmek yerine günde iki tur satranç oynamayı, kafa patlatmayı seçmiş, aileler de bütçelerinden ciddi bir parayı bu turnuva için ayırıp gelmişti.
Gazeteci olarak değil, 'veli' kontenjanından katıldığım şampiyonada, satranca ilginin hızla arttığını ve bu sporun kendi ekonomisini yarattığını gördüm. Çünkü Türkiye Satranç Federasyonu ile Milli Eğitim Bakanlığı arasında yapılan ve ilköğretim okullarında satrancın zorunlu seçmeli ders olmasını karar altına alan protokol, 2005 yılından sonra bu sporun canlanması yolunda önemli bir adım olmuş. İki yıl gibi kısa bir süre içinde Türkiye'de satranç 200 bine yaklaşan lisanslı oyuncu, 30 bin satranç öğretmeni, 3 bin satranç hakemi ile resmi-özel yüzlerce satranç turnuvası ile hareketlenen bir spor dalı haline gelmiş. 2005 yılında imzalanan protokol, Türkiye'de mevcut 10.5 milyon öğrencinin satranç eğitimi almasını hedefliyor. Ciddi bir kitle bu! Şirketlerin en önemli şansı şu, çocuklarını oyuncak mağazalarından çeke çeke çıkaran annebabalar, iş satranca gelince, yeter ki çocuğum bu sporu sevsin diyerek, hiçbir isteğe 'hayır' demiyor.

İş dünyasına çağrı
Turnuvanın yapıldığı otelin lobisindeki standlarda da canlılık dikkati çekiyor. Yıllar önce Us Satranç'ı kuran, şimdilerde de yeni şirketi Şah Satranç ile bu spor dalına yönelik ürünler üreten Levent Sergin'e göre oyunun kuralları olduğu gibi satranç takımının da kuralları olmalı. Sergin, pek çok şirketin satrancı prestijli bir promosyon ürünü olarak gördüğünü anlatırken, iş dünyasına da bir çağrıda bulunuyor: 10 takım, bir pano ve iki saatten oluşan bir satranç sınıfı kurmanın maliyeti 300-400 YTL arasında. Bu kadarcık bir maliyetle, pek çok çocuğu satrançla tanıştırabilir, kendinizi bu yolla tanıtabilirsiniz. Haydi siz de 'Şah' deyin!

Esen Evran - Sabah